23 Ağustos 2012 Perşembe

Kurbanlık İshak değil İsmaildir - İsmail Hakkı başdağ

Kur'anda İbrahim as ın oğlunu kurban etmek ile imtihana tutulması konusunun içinde tartışılan konulardan birisi bu oğlunun kim olduğu meselesidir.Kur'anda bu konuda net bir isim zikredilmemesi geçmişteve günümüzde tartışlına konulardan birisidir. Bildiğimiz üzere İbrahim as ın ismail ve ishak adında iki oğlu vardır ve kurban edilmek istenen oğlunun ishak olduğu geçmişte bazı tefsirciler tarafından ileri sürülmüştür. Şunu önce belirtmek isterizki kıssaların bize anlatılmasındaki ana fikrin o kıssadan bir hisse almak amaçlı olduğu ve önemli olanın o kıssada bizim için ne gibi bir mesaj olduğudur. Bu konunun tartışılması (kurban edilmek istenenin kim olduğu konusu) o kıssadaki Allaha en sevdiğini onun yolunda kurban edebilme teslimiyetinin arka plana atılarak kıssa içinde dönüp dolaşarak kıssaları geçmişte yaşanmış bir hikaye demeti olarak görmek anlamına gelir. Birde üstüne, kurban edilmek istenen oğlunun ishak olduğu gibi bir düşünce kur'an bütünlüğünü hesaba katmadan anlaşılmaya çalışılan bir konunun ne gibi yanlışlara götürdüğünün bir örneğidir. Günümüzde "kur'anı tevrattan anlama" düşüncesininde bir uzantısı olarak gördüğümüz bu gibi düşünceler kuran kıssalarını tevrata doğrulatmak gibi yanlışlığın eseri olarak karşımıza çıkmaktadır. Halbuki esas olan kur'anı tevrattan değil tevratı kur'andan anlamaya çalışmaktır. Nasılki hadislerin doğruluğunu kur'anla sağlamasını yaptıktan sonra kabul veya red ediyorsak tevrattaki bir haberin doğruluğunuda kur'anla sağlamasını yapıp kabul veya red etmemiz gerekir. Kurban edilmek istenen oğlunun ishak olduğu tevratta yazdığı için bu düşünceye kapılanların kendi düşüncelirinin kaynağının geçmişteki  tefsirlere sızan israiliyat haberler olduğunu bilmeleri gerekir. Bunun traji komik diyebileceğimiz tarafıda modernist kur'an anlayışlarına sahip olan bir kısım zevatında bunu kabul etmeleridir. Bu konu "sadece kur'an " diyenlerinde sadece kur'an ile imtihanı olup net bir isim verilmeden ancak kur'an bütünlüğünde o ismin hangisi olduğu konusu tartışalımayacak kadar açık olan bir konuda, kur'an + rivayet + tevrat gibi yan kaynaklara teslim olmalarının göstergesidir.

Bu konu ile ilgili ayetlerin meallerini görerek devam edelim.  İbrahim as ın ateşten kurtulmasının ardından lut as ın kavmine gönderilen meleklerin önce ibrahim as a uğraması ile ilgili ayetlerin mealleri ile şu şekildedir.

Hud suresi 69-75. ayetlerinin meali  

69- Andolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.
70- Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: "Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik."
71- Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik.
72- "Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.."
73- Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir."

Hicr suresi 51-56. ayetlerinin meali 

51- Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver.
52- Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti.
53- Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
54- Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
55- Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
56- Dedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser?"

Meryem suresi 47-50. ayetlerinin meali

47- (İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi.
48- "Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."
49- Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
50- Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.

Enbiya suresi 69-73. ayetlerinin meali

69- Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."
70- Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.
71- Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık.
72- Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık.
73- Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.

Saffat suresi 99-113. ayetlerinin meali

99- (İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
100- “Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
101- Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
102- Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
103- Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup  onu alnı üzerine yatırdı.
104- Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik.
105- “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
106- Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
107- Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
108- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
109- İbrahim’e selam olsun.
110- Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
111- Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır.
112- Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik.
113- Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.

Zariyat suresi 24-30. ayetleri

24- Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?
25- Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."
26- Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.
27- Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi.
28- (Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler.
29- Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi.
30- Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir."

Ayet meallerinden anlaşılacağı üzere hud suresideki bölümde "ishakın ve yakubun" müjdelenmesinden, hicr suresindeki bölümde "bilgin bir çocuk" müjdelenmesinden, meryem suresindeki bölümde "ishakın armağan edilmesinden", enbiya suresinde "ishakın" armağan edilmesinden, zariyat suresindeki bölümde "bilgin bir çocuk"müjdelenmesinden , en teferruatlı olarak anlatıldığı saffat suresindeki bölümde ise 112. ayette ishakın müjdelenmesinin önce İbrahim as ın bir oğlu daha olduğu anlaşılmaktadır ve İshak as ikinci bir oğul olarak zikredilmektedir. Öyleyse kıssada kurban edilmek istenen oğul ishak as değil öteki oğlu ismail as dır.

İbrahim as ın iki oğlunun ismi ibrahim suresi 39. ayetinde şu mealde geçmektedir.14. 39- «Kocamışken, bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir.» Kur'anda İbrahim as ın iki oğlundan bahseden ayetlerdeki isim sıralamasına baktığımız zamanda ismail as ın ismi önce geçer buda bize ismail as ın ilk oğlu olduğu hakkında bir bilgi vermektedir.
-2.136 «Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız» deyin.
-2.140 Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mı daha iyi bilir? de. Allah tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
-3.84«Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Rableri tarafından Musa, İsa ve peygamberlere verilene inandık, onları birbirinden ayırt etmeyiz, biz O'na teslim olanlarız» de.
-004.163] [DI] Nuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik. 

Kur'anı bir bütünlük içinde anlamaya örnek olarak gösterebileceğimz bir ayette, enbiya suresi 85. ayetidir bu ayette mealen " İsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi." buyurulması ve ayette sabrın vurgulanması ile ismail as arasında bir bağ kurmak gerekirse saffat suresi 102. ayetinde "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın." ayetindeki sabrın vurgulanması ismail as ile bağlantılıdır. 

Bu kadar kolay anlaşılan bir konu hakkında böyle bir ihtilaf neden? diye bir sorunun cevabını yine klasik kur'an anlayışlarının hakim olduğu "kur'anı rivayetlerden öğrenme" mantığı yatmaktadır.Klasik tefsirlerde bile kurban edilmek istenen oğulun ishak as olduğu yolundaki haberlerin zayıf ve uydurma olduğu yolundaki söylemlere rağmen günümüzdede bu düşüncenin "sadece kur'an" diyenlerin bir kısmı tarafından dile getirilmeye çalışılmasının arka planında kur'an + ........ şeklinde ilaveler yatmaktadır. Halbuki" kur'anı kur'andan anlamak" şeklindeki bir yöntem ile okunan kur'anda böyle bir ters anlama ulaşmak mümkün değildir.

  EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

Kurbanlık oğul İshaktır - Süleyman Ateş

Okurum diyor ki: “Elimde bulunan bir yazıda, 4000 yıl önce Hz. İbrahim’in Harran’da doğduğu, iki oğlundan büyüğünün İshak küçüğünün İsmail olduğu belirtiliyor. Puta tapan ve 12 putu olan İbrahim’in (hâşâ) kendi özel putunun Allah adını taşıdığı ifade ediliyor. İbrahim, tanrılara kurban âdetini uygulamak üzere özel putu Allah’a kurban için büyük oğlu İshak’ı kurban etmesi gerekirken kutsal kitabın, kurbanlığın İsmail olduğunu ileri sürdüğünü yazıyor.” Okuruma cevabım şudur: Cehalet iki çeşittir: Basit cehalet, mürekkep (katmerli) cehalet. İşte bu yazı, katmerli cehaletin açık bir örneği olması yanında son derece cüretli ve garazkâr bir üslup taşıyor. Yazı, yalan ve yanlışlarla dolu. Bir kere büyük oğul İshak değil, İsmail’dir. İkisi arasında 14 yaş fark vardır. Tevrat’a göre kurban edilecek çocuk İsmail değil İshak’tır. Kur’ân’dan da bunun İshak olduğu anlaşılmaktadır. Sahabiler döneminde kurbanlığın İshak olduğu kanısı egemendi.

Taberi’ye göre müjdelenen sonra da kurban edilmesi buyurulan çocuk İshak’tır. Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abbas, Abdullah ibn Mesud, Kabul-Ahbar, Katade, Said ibn Cübeyr, Mesruk, İkrime, Zühri, Süddi ve Mukatil de bu görüştedirler. Kutsal kitaba göre İbrahim 86 yaşındayken cariye Hacer’den İsmail doğmuş, 99 yaşındayken de karısı Sare, İshak’a gebe kalmıştır. “Ve bu şeylerden sonra vaki oldu ki, Allah İbrahim’i deneyip ona dedi: Ey İbrahim ve o: İşte ben dedi. Ve dedi: Şimdi sevdiğin biricik oğlun İshak’ı al ve Moriya diyarına git ve orada sana söyleyeceğim dağların biri üzerinde onu yakılan kurban olarak takdim et. Ve İbrahim sabahleyin erken kalktı ve eşeğine palan vurdu ve oğlu Islak’ı aldı.”

“... Ve İbrahim ... oğlu İshak’ı bağlayıp mezbah üzerine, odunların üstüne koydu. Ve İbrahim elini uzattı ve oğlunu boğazlamak için bıçağı aldı... Ve İbrahim gözlerini kaldırıp gördü ve işte arkasında bir koç çalılıkta boynuzlarından tutulmuştu ve İbrahim gidip koçu aldı ve oğlunun yerine onu yakılan kurban olarak takdim etti...” (Tekvin: 22/1-19). O zamana kadar insanlar putlara taparken İbrahim onları Allah’a tapmaya davet etmiştir. Kâbe’yi de Allah’ın tek tanrı mabedi olarak yapmıştır. Her gün dünyada milyonlarca hayvan kesiliyor. Ama kurban olarak kesilen hayvanlar, inancımıza göre Allah katında derece kazanır. Ben Allah için kurban edilen hayvana, hayvanların şehidi diyorum. Kimse inancını değiştirmez. Ayı istemeyenler ne kadar bağırıp çağırsa da gökteki ayı mevkiinden düşüremez.

KABENİN YAPIMI



İBRAHİM SURESİ
35.Bir zaman, İbrahim şöyle demişti: "Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara kulluktan uzak tut!"

36."Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık beni izleyen bendendir. Bana isyan edene gelince, onun hakkında sen Gafûr ve Rahîm'sin.

37.
"Ey Rabbimiz! Ben, çocuklarımdan bir kısmını senin kutsal evinin yanındaki, ziraata elverişsiz vadiye yerleştirdim ki, namazı/duayı yerine getirsinler, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan bazı gönülleri, onlardan hoşlanır yap. Çeşitli meyvelerle onları rızıklandır ki, şükredebilsinler!"

38."Rabbimiz, hiç kuşkusuz sen bizim gizlediğimizi de bilirsin, açığa vurduğumuzu da. Yerde de gökte de hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."

39."İhtiyar yaşımda bana, İsmail ve İshak'ı bağışlayan Allah'a hamt olsun! Benim Rabbim, duayı gerçekten çok iyi duyar."

40."Rabbim! Beni, namazı/duayı yerine getiren bir insan yap. Soyumdan bir kısmını da. Rabbimiz, duamı kabul et!"

41."Rabbimiz, hesabın ortaya geleceği gün; beni, anne-babamı ve inananları affet!"

BAKARA SURESİ

124.Hani Rabbi, İbrahim'i bazı kelimelerle imtihana çekmiş, o da onların hakkını vermişti de Rab şöyle demişti: "Seni insanlara önder yapacağım." İbrahim, "Soyumdan birilerini de" deyince Allah: "Benim ahdim zalimlere ulaşmaz." buyurdu.

125.Hatırla o zamanı ki, biz o evi insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir dua/namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şu sözü ulaştırmıştık: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû-secde edenler için evimi temizleyin!"


126.İbrahim şöyle yakarmıştı: "Rabbim! Şu kenti güvenli bir kent yap, halkının Allah'a ve âhiret gününe inananlarını çeşitli ürünlerle rızıklandır." Rab dedi ki: "Küfre sapanları az bir nimetle rızıklandırır, sonra da ateş azabına itiveririrm. Ne kötü bir dönüş yeridir o!"

127.İbrahim'in, İsmail'le birlikte, o evin ana duvarlarını yükselterek şöyle yakardıkları zamanı da an: "Rabbimiz, bizden gelen niyazları kabul buyur; sen, evet sen, Semî'sin, her şeyi çok iyi duyarsın; Alîm'sin, her şeyi çok iyi bilirsin."

128."Rabbimiz! Bizi, sana teslim olmuş iki müslüman/Allah'a teslim olan kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerimizi göster, bizim tövbemizi kabul et! Sen, evet sen, Tevvâb'sın, tövbeleri cömertçe kabul edersin; Rahîm'sin, rahmetini cömertçe yayarsın."

129."Rabbimiz! İçlerinden onlara, senin ayetlerini okuyacak, kendilerine Kitap'ı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir resul gönder. Sen, evet sen, Azîz'sin, tüm ululuk ve onurun sahibisin; Hakîm'sin, tüm hikmetlerin kaynağısın."

130.Öz benliğini beyinsizliğe itenden başka kim, İbrahim'in milletinden yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik. Ve o, âhirette de barış ve iyilik sevenlerden biri olacaktır elbette...

131.Rabbi ona, "Müslüman olup bana teslim ol!" dediğinde o şu cevabı vermişti: "Teslim oldum âlemlerin Rabbi'ne!"





Cengiz Dumandan İbrahim ve Kurban olayı üzerine 3 yazı

1-Hz. İbrahim’in rüyası ve rüyaların uygulanması
2-Hz. İbrahimin zebh/kurban rüyası vahiy midir?
3-Âlim kul’un çocuk katli fiili ve Hz. İbrahim’in oğlunu zebih teşebbüsüne tepkisel yaklaşımlar üzerine düşünceler

Hz. İbrahim’in rüyası ve rüyaların uygulanması


       Zebih kıssası olan Saffat suresinde, Zebh fiilinin başlangıcı, Hz. İbrahim’in rüyası olarak belirtilmektedir. “…Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.” Saffat37/102

       İbrahim’in@ rüyasının sahihliği, kıssanın ileriki ayetlerinde şu şekilde açıklanır. “Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik. Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.” Saffat37/104-105
       Dolayısıyla Hz. İbrahim’in Zebih/kurban ile ilgili rüyasını mota mot gerçekleştirmesi gerekmektedir ki bu fiili gerçekleştirmek için önce oğlunun görüşünü almış; -bu Zebihin itaatinin de muhataplara aşikare edilmesi içindir- sonra yerine getirmeye başlamıştır.
       O halde rüyaları peygamberlerin rüyaları ve diğer insanların rüyaları olarak kabaca ikiye ayrılabiliriz. Çünkü Kur’an’a göre peygamberlerin rüyalarında kesinlik vardır. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’deki değişik resullere ait şu ayetlere bakalım:
“Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak…” Feth48/27
“Yavrucuğum! dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar!…” Yusuf12/5
“Sana gösterdiğimiz rü’yâyı ve Kur’ân’da la’netlenmiş ağacı, insanları sınama yaptık.” Isra17/60
       İnsanların rüyaları ise uygulanması için delil ve sahih olamaz, meğerki Yusuf peygamber gibi onun te’vilini yapabilecek biri yorumlamış olsun ve ondan daha öncesinde de Allah’ın bu rüyayı gerçek olmasını dilemiş olsun. Her iki şart bir araya geldiğinde rüyalar kesinleşir ve gerçeğe dönüşür. Pek tabii ki uygulanması gerekir tıpkı Yusuf kıssasındaki gibi…
       Dikkat edildiğinde Yusuf kıssasındaki insanların gördüğü rüyalar –Mısır yöneticisinin- “adgâsu ahlâm” yani karışık rüyalardır. “Kâlû adgâsu ahlâm(ahlâmin), ve mâ nahnu bi te’vîlil ahlâmi bi âlimîn” “(Yorumcular) dediler ki: Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.” Yusuf12/44
       Yine dikkat edildiğinde Firavun’un ve mahpusların rüyaları Yusuf peygamberin te’vilinden sonra gerçeğe dönüşmektedir. “Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınıza gelince), biriniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.” Yusuf12/41   
       Yusuf peygambere bu Te’vil özelliğini veren de Cenabı-Hakk’tır. “(Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir.” Yusuf12/37 
       Bu şartların günümüz için mümkün olmadığına göre rüyalar ile amel etmek onları uygulamak sahih bir hareket tarzı değildir.
Cengiz Duman
Araştırmacı-Yazar
Hz. İbrahim’in zebh/kurban rüyası vahiy midir?
Hz. İbrahim oğlunu zebhetmeyi rüyasında görmüştür. Kur’an’da zebh/kurban rüyası ve icrası ile ilgili ayetlerde şu ifadeler yer almaktadır. “kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke” “…ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum….” Bu ayeti kerimeye göre kesin olan ve te’vil ve tefsir getirilmeyecek ana konu zebh/kurban emri rüyada verilmiştir. Bu kıssadaki problem ise Hz. İbrahim’in rüyayı görüp görmediği değil, rüyasının icra edilip edilmeyeceği üzerine oturmaktadır.
Rüyada görülen bir olayın ya da emrin yerine getirilip getirilmeyeceği yine bu ayetin devamında Zebih’in ağzından belirtilmektedir:“if'al ma tü'meru” “…Emrolunduğun şeyi yap….”  Zebih’in bu sözü, boğazlanmasının rüya vasıtasıyla emredildiğini göstermektedir. Zebih babasının rüyada gördüğü bir olaya istinaden nasıl böyle bir fiile kalkıştığını asla sorgulamamaktadır. Tıpkı babası İbrahim’in rüyasını sorgulamayıp yerine getirmek teşebbüsünde bulunması gibi..
Hz. İbrahim’in rüyasındaki zebhetme emrini oğluyla istişare etmesini alimler şöyle değerlendirmişlerdir: “Eğer, “Bu, Allah’ın kesin emridir. Böyle bir hususta oğluyla niçin istişare etti?” diyen olursa, şöyle cevap verilir: İbrahim (a.s.), oğlunun görüşüne başvurmak için onunla istişare etmedi.  Bu oğlunun, kendi bildiğini bilmesi, böylece kalbini sağlamlaştırması ve kendini sabretmeye hazırlaması içindi. Oğlu da ona en güzel cevabı verdi: … bu cevabı, kendisinde olgunluk, sabır, emre boyun eğme ve Allah’ın hükmüne razı olma vasfı verilen kimsenin cevabıdır.”(Muhammed Ali es-Sabuni, Safvetu’t-tefasir, Saffat suresi, 102. ayet tefsiri).
Tabi bu aşamada şu, nazarı dikkate değer bir ayrıntı olmalıdır. Cenab-ı Hak rüyadaki emri yerine getirmeye çalışan ve bu emre teslimiyet gösterenlerin Allah’a olan tereddütsüz itaatine dikkat çekmektedir. Bu olayın bir benzeri asla yaşanmamış/yaşanmayacaktır ancak kıyamete kadar Allah’ın türlü emir ve yasaklarına sorgusuz sualsiz teslim olanlar, İbrahim@ ve oğlu@ gibi aynı tavrı göstermiş olacaklardır. Kıssanın vermek istediği mesajlardan bir tanesi de budur.
  Bunun yanı sıra İbrahim Peygamber’in rüyasını gerçekleştirmek istemesi ve oğlunun bu emrin icrasına itaati “Fe lemmâ eslem┓İkisi de teslim olunca”bunun bir vahiy/emir olarak algılandığının göstergesidir. Eğer peygamber rüyalarında, özellikle İbrahim’in@ rüyasının gerçekliği ve icrasında kabullenilemeyecek bir durum olsa idi bunu hem İbrahim hem de zebih’in ağzından duymamız mümkün olurdu. Tıpkı Hz. Nuh’un gözleri önünde azgın sularda boğulurken Cenab-ı Hakk’tan oğlu için yardım istemesi; Musa’nın Firavun’a tebliğle görevlendirilmesinde yanına Harun’u@ vezir olarak istemesi gibi…
Zebh teşebbüsünün neticelenmesini önleyen Cenab-ı Hakk’ın açıklaması ise bu durumu kesinleştirmektedir: “Kad saddakter ru’yâ” "Rüyayı gerçekleştirdin.” “İnne hâzâ le huvel belâul mubîn”  “Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.” Cenab-ı Hakk rüyayı doğrulamaktadır. Bunun gerçekleştirilmesini, zebh/kurban teşebbüsünü “imtihan” olarak vasıflandırmaktadır. Bu imtihanın olumlu ve ayrıca neticesini de mükâfatlandırdığını açıklamaktadır. “innâ kezâlike neczîl muhsinîn”“Biz böylece muhakkak muhsinleri mükâfatlandırırız.”
Müfessirlerin bazıları İbrahim’in oğlunu kurban etmek istemesini yumuşatmaya çalıştıkları görülmektedir. Sanki İbrahim’in rüyasının mahiyeti hakkında “yakîn” bilgileri varmış gibi yorumlarda bulunmaktadırlar.“Yani, "Biz sana rüyanda oğlunu kurban ettiğini değil, kurban etmek üzere iken göstermiştik. Ve sen onu kesmek için hazırlandığında, rüyan doğrulandı. Zaten asıl maksat da buydu. Sonuçta sen sadakatini ispatlamak suretiyle, imtihanı başarıyla geçtin." Gibi.. (Mevdudi, Tefhim’ul Kur’an, Saffat suresi, 106. ayet tefsiri)
Bunun sebebi, neden Cenab-ı Hakk’ın, İbrahim peygambere oğlunu kurban etmesini emrettiğinin anlaşılamamasıdır. Bu yüzden Hz. İbrahim’in çocuğu olmamasına istinaden, Allah’a dualarına mukabil bahşedilen çocuğun sevgisinin Allah sevgisinin önüne geçtiği gibi Hz. İbrahim’in kişiliği ve misyonuna aykırı türlü hikâyeler uydurulmuştur. Aşağıda buna dair bir rivayet vereceğiz.
Bütün bunların altında yatan tek etmen, Allah’ın bir insana, insan kurban etme emrinin sebebinin izah edilmeye çalışılmasının yattığı görülmektedir. Bu çabalar, tıpkı Hz. İbrahim’in oğlunu kurban emrine ve bunu rüyada olan bir vesile ile yerine getirme teşebbüsündeki tam ve tereddütsüz teslimiyetinin zıddı bir davranış olarak algılanabilir.
 Hz. İbrahim Allah’a karşı neden insan kurban istediğini hele de kendi oğlunu istediğini sorgulamazken; onun rüyası ve icrasını kıssa olarak duyanların itirazları veya bu olayı yumuşatacak şekilde yorumlamaya çalışmaları ilginç bir durumdur ve asıl bu olgunun sorgulanması gerekmektedir.
            Bu yüzden Kur’an’ı Kerim’de Saffat suresinde yer alan Zebih kıssasındaki açık anlatıma rağmen, İbrahim peygamberin oğlunu zebhetmek istemesi ile ilgili rüyasının maksadının anlaşılamaması nedeniyle rüyadaki durumun vahiy/emir olup olmadığı hususunda müfessirler arasında ihtilaf bulunmaktadır.
 Buna göre müfessirler üç kategoride değerlendirilebilir. Birinci kategori İbrahim’in rüyasının vahiy olduğunu kabul edenler. İkinci kategori bu rüyanın direkt vahiy olmayıp mükerrer aynı rüya ile ilk rüyanın tasdiki sonucu vahiy ve emir olduğunu kabul edenler. Üçüncü kategoriyi ise Hz. İbrahim’in rüyasının vahiy ve emir olmadığını ileri sürenler olarak sıralamak mümkündür.
Öncelikle Hz. İbrahim’in oğlunu zebh/kurban etme rüyasının vahiy olduğu kanaatinde olanların yorumlarına bakalım: “İbn Abbas, "peygamberle­rin rüyası vahydir" dedi ve bu âyeti okudu. Muhammed b. Ka'b şöyle der: peygamberlere, uyanık iken de, uyurken de Allah tarafından vahy gelirdi. Çünkü peygamberlerin gözleri uyur, kalpleri uyumaz.”(Muhammed Ali Es Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Saffat suresi, 102. ayet tefsiri)
            Bir başka yorumda ise; “Bu ifadeler, Hz. İsmail'in, babasının rüyasında gördüklerini sadece bir rüya olarak değil, Allah'ın vahyi ve bir emri olarak telakki ettiğini gösteriyor. Hz. İsmail'in bu düşüncesi doğru olmasaydı eğer, pekâlâ Hz. İbrahim (a.s) bunun Allah'ın emri derecesinde bir rüya olmadığını söyleyebilir ve ayrıca Allah Teâlâ da vahiy göndererek durumu açıklığa kavuşturabilirdi. Fakat burada böyle bir işaret yoktur. İşte bu nedenden ötürü İslâm'da peygamberlerin rüyalarının bir çeşit vahiy olduğuna inanılır. Aksi varid olsaydı, Allah, Hz. İbrahim'i (a.s) ikaz eder, yanlış anlamayı düzeltir ve Kur'an'da böylesine yanlış bir anlayışın oluşmasına izin vermezdi.” (Mevdudi, Tefhim’ul Kur’an, Saffat suresi, 102. ayet tefsiri)
            Bir diğer yorumda; “Güzel rü’ya da bu tür vahiydendir. Peygamber (s.a.v) ilk zamanlarında böyle güzel rü’ya şeklinde vahiy alırdı. Gördüğü her rüya, sabah aydınlığı gibi net çıkardı. Hz. İbrahim’in rü’yada çocuğunu kestiğini görmesi de böyle bir vahiy idi.” Denmektedir. (Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, Şûrâ suresi 51. ayetin tefsiri)
            Hz. İbrahim‘in rüyasının vahiy/emir olup olmadığı hususunda ikinci gurubun görüşüne göre Hz. İbrahim’in gördüğü rüya, vahiy/emirdir. Ancak Hz. İbrahim bunu tereddütle aynı rüyayı mükerrer görerek test edip endirekt olarak yerine getirir. Yani Zebh emrine dair rüyayı üç gün arka arkaya görmesi üzerine bunun bir vahiy/emir olduğuna karar vererek, vahiy/emrin icrasına girişir. 
Müfessirlerin tefsirlerinde, mesnedi olmayan bir rivayetle doğrulattırdıkları! Ve bundan sonra zebh rüyasının vahiy/emir olduğunu aktarmalarının; Hz. İbrahim’in Saffat suresinde yer alan zebh ayetlerinde anlatılan rüyasını tereddütsüz yerine getirme anlatımına gölge düşürdüğü kanaatindeyiz. Şimdi bu yorumları aktaralım: " Peygamber­lerin rüyası haktır ve fiilleri Allah Tealâ'nın emriyledir. Rivayet edildiğine göre Hz. İbrahim (a.s.), Terviye: (Zilhicce ayının 8. günü) gecesi rüyasında birisinin kendisine, "Allah sana oğlunu kurban etmeni emir buyuruyor." dediğini görmüştür. Sabah olduğu zaman bu rüyanın Allah'tan mı, yoksa şeytandan mı olduğu konusunda enine boyuna düşünmüş, ertesi gece aynı rüyayı tekrar görünce bunun Allah'tan olduğunu anlamıştır. Daha sonra aynı rüyayı üçüncü gece de görmüş, bunun üzerine oğlunu kurban etmeye kesin bir şekilde niyetlenmiştir. Bu üç güne "Terviye", "Arefe" ve "Nahr" denmesinin sebebi budur. (Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Saffat suresi, 102. ayet tefsiri)
Bir başka yorumda; "Dedi ki: Oğulcağızım! Gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak, artık sen ne düşünürsün" buyruğu ile ilgili olarak Mukatil şöyle demektedir: İbrahim (a.s) bunu ardı arkasına üç gece gördü. Muhammed b. Ka'b dedi ki: Rasûllere yüce Allah'tan vahiy uyanıkken de uykuda iken de gelirdi. Çünkü peygamberlerin kalbleri uyumaz. Bu gerçek aynı zamanda Peygamber (sav)'a kadar ulaştırılan merfu haberde de sabit ol­muştur. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Biz peygamberler topluluğu­nun gözleri uyur, kalblerimiz uyumaz. İbn Abbas da: Peygamberlerin rüyası vahiydir demiş ve bu âyet-i kerimeyi delil göstermiştir." Şeklinde ifade edilmektedir. (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Saffat suresi, 102. ayet tefsiri)
            “es-Süddî dedi ki: İbrahim (a.s)'a İshak doğmadan önce doğacağı müjdesi verilince, o da: O halde ben onu Allah için kurban edeceğim demişti. Rüya­sında ona: Sen bir adakta bulunmuştun. Haydi, adağını yerine getir, denildi. Yine denildiğine göre; İbrahim (a.s) terviye (zülhicce'nin sekizinci) gece­sinde birisinin ona: Allah sana oğlunu boğazlamanı emrediyor, dediğini görmüştü. Sabah olunca kendi kendisine düşünmeye başladı. Acaba bu rü­ya Allah'tan mıdır? Şeytandan mıdır? Diye. İşte bu şekildeki düşünmesi (terviyesi) dolayısı ile bugüne terviye günü adı verilmiştir. Ertesi gece aynı şe­kilde rüya gördü ve ona: Verdiğin sözü yerine getir, denildi. Sabah olunca bu gördüğü rüyanın Allah'tan olduğunu bildi (arefe). O bakımdan bu güne "arefe günü" adı verildi. Üçüncü gece yine öyle bir rüya gördü, bu sefer ar­tık onu boğazlama (nahr) kararını verdi. Bundan dolayı bu güne "yevmu'n-nahr" adı verildi. Yine rivayet edildiğine göre oğlunu boğazlamaya başlayınca, Cebrail (a.s): "Allahuekber Allahuekber" dedi. Bu sefer boğazlanması istenen oğlu: "La ilahe illallah vallahu ekber" dedi. İbrahim (a.s) da bunun üzerine: "Al­lahuekber velhamdulillah" dedi. O bakımdan bu (şekilde tekbir getirmek) bir sünnet olarak kaldı.” (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Saffat suresi, 102. ayet tefsiri)
            Müfessirlerimizin fark edemedikleri bir hususu hatırlatmakta yarar görmekteyiz. Peygamber rüyalarının, Rahmani mi Şeytani mi şeklinde sınıflandırılması şu ayetin manasına ters düşmektedir. “(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”Hacc22/52 Allah’ın resulleri, Şeytan’ın katmalarına karşı gündüz korurken gece serbest mi bırakılmaktadır? Dolayısıyla yedi gün yirmi dört saat Allah’ın gözetiminde olan resullerin denetimi Cenab-ı Hakk’ın elinde olduğuna göre onların rüyalarına hükmetmekte yine onun elindedir.
Mesnetsiz bir rivayetle aynı zamanda peygamber rüyalarına ve müteselsilin tüm insanlara ait rüyalarda “Şeytanî” ve “Rahmanî” kavramı getirilerek bu kavramların da neye göre doğrulanabileceğini muallâkta bırakmaktadırlar. Bu vasıtayla sadece resullere ait rüyaların sahihliğine dair verilebilecek bir hükmü tüm insanlara genelleştirmektedirler.
Beşerî değerlendirmelerle oluşturulan rüya kültürü tamamen Kur’an dışı bir olgudur. Rüyaların rahmanî ve şeytanî olarak kategorize etmek de bu yapının bir ürünüdür. Bakınız rahmanî ve Şeytanî rüyalar nasıl kategorize edilmiştir görelim. Rahmani Rüyalar:
Cenab-ı Hak ve enbiyai izam, arş, kürsi, cennet ve cehennem, ashab-ı kiram ve ulema-i izam, Beyt'ül Haram ve mukaddes, Kur'an-ı Kerim ve kütübi mukaddese ve ehadis-i şerife gibi dinen ve şer'an makbul ve muteber olan şeylerden birini muhtevi olan rüyalar Rahmanidirler. Bunlar iki kısımdır: Biri tebşir (iyi haber, müjde) ve diğeri tehzir yani Cenabı Hak bu rüya ile kullarını ya ahirete ve dünyaya ait bir haber ile tebşir eder veyahut ikab ve azabdan tehzir yani ictinabı emreyler.
Rahmani rüya karmakarışık olmayıp açık ve aşikar görülür ve uyandığı zaman tamamıyla hatırda kalmış olur. Bu gibi rüyalar içindir ki nübüvvetin kırkaltı cüzünden bir cüzüdür, Hazreti Allah'ın ibadına uykuda vahyidir buyrulmuştur.
Şeytani Rüyalar ise şöyle tarif ve tavsif edilmektedir: Beyn'el-müslimin örfen ve şeran memnu veya mekruh olan hususata ait olan ve emr-i bil ma'ruf ve nehy'i anil münkere yani ibadet ve takva ve hayır ve hasenata tergib ve teşvike ve menhi ve münker olan su-i ahvalden ictinaba delalet etmeyen ve alelade rüyalar şeytani olup bunların bazıları huzur eylediğinden tabir ve tevili lazımdır. Ancak daima hayır ile tefsir olunmalıdır. Şeytani rüyalarda dikkat edilecek cihet karmakarışık olmamaları ve zihnin fevkalade meşgul bulunduğu şeylere temas etmemeleridir.
Aslı astarı, Kur’an’i bir dayanağı olmayan bu rüya oluşum ve kabullerinin toplum tabanında yaptığı tahribat oldukça önemli boyuttadır. Bunu birde tasavvufi boyutla beraber düşündüğünüzde olumsuzluk çok daha ileri boyutlara ulaşmaktadır. İnsanların amel çizgileri ve değerlendirmeleri rüyalara ve tabirlerine indirgenmiş ve iş çığırından çıkmıştır.
Bir diğer husus Hz. İbrahim’in gördüğü rüyanın vahiy olduğuna test ederek karar vermesine dair anlatımlar, Hz. İbrahim’in, Allah’ın emrine karşı tereddüdünü kapsamaktadır ki, bu durum zebh/kurban kıssasındaki Hz. İbrahim ve zebih’in, Allah’ın emrine tereddütsüz itaat anlatımları ile tenakuza düşmektedir.“..Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? Dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap…” Saffat37/102 Saffat suresindeki bu anlatımlar Zebh rüyası ve gerçekleştirilmesinin fail ve mef’ulünün tereddütsüz itaatini sergilerken İbrahim’in rüyasını mesnedi olmayan bir rivayetle yorumlayarak kabul edenler, bu rivayetle Hz. İbrahim’in tereddüt içersinde ve rüyasını test ederek Allah’a itaatini anlattıklarının farkında değildirler.
Böyle bir yorumdan daha alıntı yapalım. “Yahudi dini metinlerine göre; bir gün İbrahim as.’ın misafirleri gelir. Onlara yiyecek getirip yemelerini teklif eder. Fakat misafirler, yemeğin bedelini vermeden yemeyeceklerinin söylerler. Peygamber de onlara, yemekten önce ve sonra yapacakları duanın bedel olarak kendisine yeteceğinin belirtir. Ancak misafirler bununla yetinmezler. O’na, bir oğlu olacağı müjdesini de verirler. O da ihtiyar yaşına rağmen böyle bir haber alınca sevincinden: “Ben de onu kurban ederim” der. Böylece bir “Adak” yapmış olur. Bu gelişmelerden sonra bir gün rüyasında bir kurbanlık kesmesi emredilir. O da ertesi sabah bir boğa keser. Ancak yine rüyasında, Allah’ın kendisinden daha kıymetli bir kurban istediği söylenir. Bu sefer de bir deve keser. Fakat üçüncü kez bir rüya daha görür. Bu sonuncusunda açıkça, “Oğlunu kurban etmesi” emredilir.”(Ahmet Baydar, İbrâhimi Okuyuş)
            Görüldüğü gibi ikinci gurup görüşler, İbrahim’in@ rüyasının vahiy/emir olduğunun farkındadırlar ancak peygamber rüyalarının vahy kapsamında olup olmayacağını Hz. İbrahim’in arka arkaya gördüğü rüyalarla test edip karar vermesine dair bir rivayetle bunu kabullenmektedirler.
            Sıraladığımız bu iki görüşün aksine bir ilginç yaklaşım ise Seyyid Kutub’tan gelmektedir. Ona göre Hz. İbrahim’in zebh ile ilgili rüyası ne vahy ne emirdir. Hz. İbrahim’in rüyası Allah’tan bir işarettir. Seyyid Kutub’un bu yaklaşımı da ilginçtir. Marjinal bir görüş olan bu yorumu da alıntılayalım. “Evet, İbrahim ona tam alışıp bu biricik çocukla huzur bulduğu anda rüyasında oğlunu boğazladığını görür. Bu rüyanın Rabb'inden oğlunu kurban etmesi için bir işaret olduğunu anlar. Niçin? Tereddüt etmez. Aklına itaat ve teslimiyetten başka bir şey gelmez? Evet, bu bir işarettir. Sadece bir işaret... Açık bir vahy değil, direkt bir emir de değil. Ancak Rabb'inden bir işaret... İşte bu yeter. Uymak ve boyun eğmek için bu yeterli. İtiraz etmeden, "Ya Rab! Biricik çocuğumu niçin boğazlayayım" diye Rabb'ine sormadan itaat için bu yeterli. Fakat İbrahim bu isteğe can sıkıntısı içinde uymuyor. Sabırsızlık göstererek teslim olmuyor. Gönül huzursuzluğu içinde boyun eğmiyor. Asla! Tutumunda görülen kabul, hoşnutluk, iç huzuru ve sükûnettir. Bütün bunlar, korkunç durumu acaip bir iç huzuru ve sükûnetle oğluna açtığı sözlerinde görülüyor.”   (Fi Zilal’il Kur’an, Saffat suresi, 102. ayet tefsiri)
Seyyid Kutub’un bu ilginç yorumunda da Hz. İbrahim’in gördüğü rüyayı “işaret” olarak ayrı bir vasıflandırmaya tabi tutmuştur. Ancak bu kavramın niteliği kadar hükmi değeri de askıda gözükmektedir. Çerçevesi çizilmemiş bu kavramın, Seyyid Kutub direkt olarak kabul etmemiş olsa da yine Vahy /emir niteliğinde olduğunda şüphe yoktur. Allah işaret ediyorsa o da vahiy/emir kategorisindedir kanaatindeyiz.
İslam kaynaklarında yer alan görüşlerden derlediğimiz Hz. İbrahim’in oğlunu zebh etme rüyasına dairyorumlardan sonra Hz. İbrahim’in oğlunu zebh etme teşebbüsüne dair benzer bir kıssanın bulunduğu Tevrat’tan alıntı yapalım. Tevrat’ın, Tora olarak adlandırılan beş ana kitabından Tekvin kitabında bu kıssadan bahsedilmektedir. Kur’an-ı Kerim’deki, Hz. İbrahim’in gördüğü rüyaya istinaden oğlunu kurban etme teşebbüsü Tevrat metinlerinde, rüyadan bahsedilmeden direkt Yehova’dan aldığı bir emirle başladığı anlatılmaktadır. “Daha sonra Tanrı İbrahim'i sınadı. "İbrahim!" diye seslendi. İbrahim, "Buradayım!" dedi. Tanrı, "İshak'ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git" dedi, "Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun." (Tevrat/Tekvin22/1-2)
Tevrat’taki dikkat çekici husus Hz. İbrahim’in, Yehova’dan aldığı emri sabahleyin yerine getirmeye başlaması anlatımıdır. “İbrahim sabah erkenden kalktı, eşeğine palan vurdu. Yanına uşaklarından ikisini ve oğlu İshak'ı aldı. Yakmalık sunu için odun yardıktan sonra, Tanrı'nın kendisine belirttiği yere doğru yola çıktı.” (Tevrat/Tekvin22/3) Buna göre Hz. İbrahim’in Yehova’dan aldığı emrin, geceleyin gördüğü rüya vasıtasıyla alınmış olabileceğini düşündürtmektedir. Bundan ötürü Hz. İbrahim, oğlu ve uşakları ile birlikte sabahleyin erkenden Yehova’nın emrini yerine getirmek üzere hareket etmektedir.
Hem Kur’an ve hem de Tevrat’ta yer alan zebih/kurban kıssası, “rüya” konusunda ortak bir anlatımda bulunmamış olsalar da zebh/kurban vakıasının Allah’ın vahyi/emri ile gerçekleştiğinin bir göstergesidir kanaatindeyiz. 
Hülasa Kur’an-ı Kerim’deki Saffat suresi içerisinde anlatılan Hz. İbrahim’e ait Zebh rüyası ve icrası ile ilgili kıssada, Hz. İbrahim’in rüyasının ve bu rüyayı gerçekleştirmesinin vahiy/emir statüsündeki olaylar olduğu kanaatindeyiz. Bu olgunun yalnızca peygamberlere mahsus olduğuna inanıyoruz. Diğer insanlar için rüya ile amel mümkün değildir görüşündeyiz. Hz. İbrahim’in zebih ile ilgili rüyasının gerçekliğinin şu ayetle tüm Kur’an muhatapları tarafından yerine getirilebileceğine inanıyoruz. “Kul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîretukum ve emvâlunıktereftumûhâ ve ticâretun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum minallâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe terabbesû hattâ ye' tiyallâhu bi emrih, vallâhu lâ yehdîl kavmel fasikîn.” “De ki: 'Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez.” Tevbe9/24

11.05.2009
Cengiz Duman
Araştırmacı-Yazar
Âlim kul’un çocuk katli fiili ve Hz. İbrahim’in oğlunu zebih teşebbüsüne tepkisel yaklaşımlar üzerine düşünceler
           
Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. İshak kıssalarının kesiştiği ve anlaşılmasında ortak bir problemin ortaya çıktığı, Hz. İbrahim’in oğlunu zebhetmesi rüyası ve icrası ile ilgili zebih kıssasını incelerken bu konunun benzeri bir vakıanın Âlim kul ve Musa kıssasında geçtiğini fehmettik. Bundan daha ilginç bir olgu her iki kıssada geçen benzeşen vakıalara verilen tepkilerin de benzeşmesiydi.
Öncelikle Âlim kul ve Musa kıssasındaki vakıayı inceleyerek daha sonra zebih kıssasına yer verecek sonrasında her iki olgunun benzeşen noktasının ve tepkilerin değerlendirmesini yapacağız.
Âlim kul’un çocuğu öldürmesi:
Kur!an-ı Kerim’de, Alim kul’un çocuğu öldürme anı şöyle anlatılmaktadır: “Fentalekâ, hattâ izâ lekıyâ gulâmen fe katelehu kâle e katelte nefsen zekiyyeten bi gayri nefs, lekad ci’te şey’en nukrâ."Tekrar yola koyuldular. Bir çocukla karşılaştıkların­da (Alim kul) çocuğu öldürüverdi. Musa: “Bir cana karşılık olmadan masum bir cana mı kıydın! Andolsun çok kötü bir şey yaptın.” dedi. (18/Kehf/74) Daha önce Âlim kul’un gemiyi delmesi ile Hz. Musa’nın itiraz etmesindeki gibi çocuğun öldürül­mesi hadisesinde de Musa’nın(a) itirazı gündeme gelir.
Bu aşamada Kısas’ın tüm İslam resullerinin şeriatlarında mevcut olduğu gibi, Hz. Musa’nın şeriatında da mevcut olduğu anlaşılmaktadır. “bir kimse bir adam öldürürse mutlaka öldürülecektir.” (Tevrat; Levililer, 24/17) Bundan dolayı Hz. Musa, se­bepsiz yere bir insanın öldürülmesine karşı çıkmaktadır. Ancak olayın içyüzünün, Âlim kul tarafından izhar edil­mesinden sonra Musa’nın (a) buna tepkisi söz konusu olmamaktadır. Âlim kul’un çocuğu öldürmesine dair beyan ettiği sebep Alim kul tarafından şöyle açıklanmaktadır: "Çocuğa gelince; onun ana babası mümin kimselerdi.  Çocuğun azarak ve küfrederek onlara zulmetmesin­ korktuk.” (18/Kehf/80)
Olayın zahirinde bir insanın diğer bir insanı suçsuz yere öldürmesi söz konusudur. Ancak olayı gerçekleş­tiren Âlim kul bağımsız olarak bu fiili yapmamaktadır. O Allah’ın emri ile bu fiili işlemektedir. (Âlim kul) “Ben bunları kendiliğimden yapmadım. (18/Kehf/82)
Âlim kul’un, Hz. Musa’ya olayların içyüzünü açık­ladığı bu sözler; Âlim kul’un gerçekleştirdiği tüm olay­ların ve çocuğun öldürülmesi hadisesinin Allah’ın takdiri olduğunu bildirmektedir. Bundan dolayı Âlim kul’a kısas uygulanması söz konusu olamaz/olmamıştır. Allah’ın emrini uygulayan birine nasıl kısas uygulanabilir?
Bu aşamada bir takım itirazları kaydetmemiz gereklidir. Onlar, yeryüzünde bir Sünnetullah olan, bir cana karşılık olmaksızın bir cana kıyılması mümkün olmadığı halde; Âlim kul, nasıl bu fiili yapmış ve Hz. Musa(a) ona kısas uygulamamıştır demişlerdir. Müfessirlerin bu görüşleri sonucu, Sünnetullah’ın bir insan tarafından değiştirilemeyeceği gerekçesiyle, Âlim kul’un, insan değil, melek veya başka bir varlık olduğu iddiasında bulunmuşlardır. Âlim kul ve Musa kıssası incelememizde bu konunun üzerinde genişçe duracağımız için bu konuyu kısa geçiyoruz. Âlim kul hakkında her ne iddia olursa olsun bunlar mesnetsizdir. “Âlim kul” bir insandır ve yaptıklarının gerçek olduğu ve bunları Allah’ın takdiriyle gerçekleştirdiği barizdir.
Şimdi Âlim kul tarafından çocuğun öldürülmesinin Hz. Musa ve beşer tarafından ilk anda kavranamayan ancak Âlim kul tarafından öldürülme sebebi açıklanınca anlaşılabilen sonuçlarını analiz edelim: Çocuğun öldürülmesi öyle bir takdir olmuştur ki, ölenin de yaşayanların da hayrınadır.
a- Çocuk öldürülmüştür, ancak öldürülmeyip yaşa­saydı, dünya hayatındaki imtihanı kaybedecekti. Çünkü o bir kâfir olacak ve Cehennem’i boylayacaktı. Hâlbuki öldürülmekle bundan kurtulmuş oldu.
b- Anne ve babasının yaşam çizgilerindeki İslamî boyut değişmedi. Eğer çocukları yaşasaydı, onun küfre sapmasından dolayı anne ve baba da zulüm çekecek veya küfre sapabileceklerdi.
c- Çocuğun öldürülmesi, Çocuğu öldürülen anne babaya; Allah tarafından Salih olan bir evlat ihsan edil­mesine sebep olmuştur.
d- Yeni evlat, Salih bir kul olacak, anne ve babaya güzelce bakacaktır. Böylece bu üç kişi mümin bir kim­se olarak Allah’a kulluk edeceklerdir. Oysa çocuk öldü­rülmemiş olsaydı belki de hiçbiri mümin olarak kalama­yacaklardı.
e- Böylece Allah, mü’min bir anne ve babanın dualarını kabul etmiş, onları ve çocuklarını İslam üzere kılmıştır. Allah’ın dualara icabeti söz konusudur. Bu ko­nuda İbrahim’in (a) evlatlarına olan duaları hatıra getiril­melidir. “Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur.” (14/İbrahim/40) Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” (14/İbrahim/35)
f- Öldürülen çocuk eğer yaşasaydı; etrafına zarar verecek, çeşitli zulümlerle toplumdaki insanları huzur­suz edecekti. Böylece cemiyetin zararına olacak bu durum önlenmiş oldu.
Analiz ettiğimiz bu sonuçlar bize gösteriyor ki, eğer Âlim kul sebepleri açıklamamış olsa bu neticeler beşer tarafından idrak edilemez, işte bu yüzden Âlim kul, Musa’yı(a) “sen benim yaptıklarıma sabredemezsin” diye ikaz etmektedir. Sebep ve sonuçlarını takdir edemeyen bir beşer nasıl olaylara sabredebilirdi?
Bütün bunlara rağmen şu soru sorulabilir? Allah o çocuğu, ölmeden Salih bir kul olmasını takdir edemez miydi? Buna cevabımız Allah daha iyi bilir olacaktır. Yine de bu sorunun cevabını öğrenmek isteyenlere Âlim kul ve Musa kıssasını yeniden okumalarını, aynı ko­numda oldukları Musa peygamberi ve onun Âlim kul’a itirazlarını göz önüne getirme­lerini öneririz. Allah’ın verdiği ilim olmadan bu olayların kavranılması mümkün olamayacaktır. Âlim kul ve Musa kıssasında geçen olayların içyüzünü kavramak için Asr-ı Saadeti takip eden süreçte, Kelam ve Felsefe ekollerinin beyhude uğraştıklarını da belirtmekte yarar görüyoruz.
Bu noktada şunu tespit etmek lazım; çocuğu öldüren “Âlim kul”dur. Ancak bunu takdir eden Allah’tır. Çocuğun öldürülmesi Allah’ın tasarrufundadır. Bu tasar­rufun öncesi ve arkasından gelen/gelecek takdirler de yine Allah’ın isteğince olmaktadır. “Âlim kul’un gerçekleştirdiği olayların ben­zerleri, Evrenin kurulmasından bu yana ve kıyamete kadar yine gerçekleşmiş/gerçekleşmektedir.
Burada üzerinde durulması gereken nokta, bu gibi durumlarda insanların, olayların takdirinin Allah’ın elin­de olduğu bu olayların bir arka planı olduğunu ve bunları da insanların kavramalarının mümkün olmadığı­nı fehmetmeleri mesajıdır. 
Âlim kul ve Musa kıssasının günümüz değerlendirmeleri:
Âlim kul tarafından çocuğun öldürülme olayı, günümüzde bile Müslümanlar tarafından, Hz. Musa türü tepkilerle karşılanarak, olay sorgulanmakta ve kıssadaki bir cana karşılık olmadan insan öldürme fiili örnekliğinin, Kelamî, felsefî ve fıkhî yorumlarla algılanılmasına çalışılmaktadır. Bu konuda bir İlahiyat profesörünün bakışını alıntılayalım: “Fakülte birinci sınıfta iken, bir Cuma namazında hutbede imam bu olayı anlattı. Daha ben birinci sınıftaydım. İşte gemiyi deliyor, çocuğu boğazlıyor, evi yıkıyor. “Yahu” dedim; “bu mübarek gün ne kadar saçma şeyler anlatıyor şu imam, yahu daha ciddi konular yok mu?” Yanımdaki arkadaş, “anlattığı ayettir” dedi. O zaman korktum. “Allah Allah” dedim; bak biz Kur’an’a karşı geliyor muşuz?”..Burada bu olayları çözemiyor, neticede onu aşan bir olay, yoksa hakikaten masum bir çocuğun boğazlanması söz konusu olsaydı….Çünkü peygamber müdahale etmiyor. Bunu hakiki bir olay gibi sunmaya kalkmak bir kere İslamî açıdan esef verici bir durumdur. ..” (I. Kur’an sempozyumu oturumundan bir kesit)
    Yani, Hz. Musa’nın, Allah’a tam teslim olmuş bir resulün bile söz vermesine rağmen olaylara yeterince sabır ve sonuçlarını gereğince takdir edemediği gibi; geçmişte de çağımızda da bazı Âlim ve diğer bazı Müslümanlarca da yeterince takdir edilememektedir.
Bunun neticesi olarak Âlim kul ve Musa kıssasının vakiliği sorgulanarak bu kıssanın sembolik bir kıssa olduğu iddiasına kadar iş uzamaktadır. “Bunu hakiki bir olay gibi sunmaya kalkmak bir kere İslamî açıdan esef verici bir durumdur...
Alim kul ve Musa kıssasının sembolik bir kıssa olması bir kenara aslında bu kıssa günümüzde bile hala canlı ve vakiidir. Mesaj ve derslerini muhataplarına vermeye devam etmektedir. “Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. (İçyüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?” (187Kehf/67)
   Zebih kıssası:
Hz. İbrahim’in oğlunu zebhetme rüyası ve bunun ikamesi Kur’an-ı Kerim’de Saffat suresinde yer almaktadır.  Saffat suresinde zebh/kurban rüyası ve icrası ile ilgili ayetlerde şu ifadeler yer almaktadır. “kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke” “ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum….” Bu ayeti kerimeye göre kesin olan ve te’vil ve tefsir getirilmeyecek ana konu zebh/kurban emri rüyada verilmiştir. Bu kıssadaki problem ise Hz. İbrahim’in rüyayı görüp görmediği değil, rüyasının mahiyeti ve bunun icra edilip edilmeyeceği üzerine oturmaktadır.
Rüyada görülen bir olayın ya da emrin yerine getirilip getirilmeyeceği yine bu ayetin devamında Zebih’in ağzından belirtilmektedir: “if'al ma tü'meru” “…Emrolunduğun şeyi yap….”   Zebih’in bu sözü, boğazlanmasının rüya vasıtasıyla “emr”edildiğini göstermektedir. Zebih babasının rüyada gördüğü bir olaya istinaden nasıl böyle bir fiile kalkıştığını asla sorgulamamaktadır. Tıpkı babası İbrahim’in rüyasını sorgulamayıp yerine getirmek teşebbüsünde bulunması gibi..
Tabi bu aşamada şu, nazarı dikkate değer bir ayrıntı olmalıdır. Cenab-ı Hak rüyadaki emri yerine getirmeye çalışan ve bu emre teslimiyet gösterenlerin Allah’a olan tereddütsüz itaatine dikkat çekmektedir. Bu olayın bir benzeri asla yaşanmamış/yaşanmayacaktır ancak kıyamete kadar Allah’ın türlü emir ve yasaklarına sorgusuz sualsiz teslim olanlar, İbrahim(a) ve oğlu(a) gibi aynı tavrı göstermiş olacaklardır. Kıssanın vermek istediği mesajlardan bir tanesi de budur.
Bunun yanı sıra İbrahim Peygamber’in rüyasını gerçekleştirmek istemesi ve oğlunun bu emrin icrasına itaati “Fe lemmâ eslemâ” “İkisi de teslim olunca” bunun bir vahiy/emir olarak algılandığının göstergesidir. İbrahim emre uyan, Zebih ise itiraz eden olsaydı İbrahim oğlunu zorla zebhetmiş statüsünde olacaktı. Oysa ikisi de emre teslim olmaktadırlar. Bu önemli ve üzerinde durulması gereken ayrıntıdır.
Eğer peygamber rüyalarında, özellikle İbrahim’in@ rüyasının gerçekliğinde ve icrasında beşeri vasıflarına istinaden kabullenilemeyecek bir durum olsa idi bunu hem İbrahim hem de zebih’in ağzından duymamız mümkün olurdu. Tıpkı Hz. Nuh’un gözleri önünde oğlu azgın sularda boğulurken Cenab-ı Hakk’tan oğlu için "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir." (11/Hud/45) Diye yardım istemesi; Musa’nın Firavun’a tebliğle görevlendirilmesinde Cenab-ı Hakk’ın kendisini görevlendirmesine rağmen ısrarla yanına Harun’u(a) vezir olarak istemesi gibi…"Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver" (20/Taha/29) Bütün bu örneklerde olduğu gibi; oğlu için yapacağı bir istek,  Halilurrahman olan Hz. İbrahim için hiç de zor değildi. Belki de Cenab-ı Hakk tarafından mazur görülebilecekti. Tıpkı  “İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!” 11/Hud/74-76) ayetinde olduğu gibi helak olacak Lut kavmi için nasıl meleklerle muhaverede bulunduysa. Ya da (İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi. Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! Dediler. (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?(15/Hicr/54-56) ayetinde meleklerin müjdesini sorguladığı gibi. Kanaatimizce benzer sorgulamalar yapabilme hakkı Zebih içinde düşünülebilir.
Zebh teşebbüsünün neticelenmesini önleyen Cenab-ı Hakk’ın açıklaması ise bu durumu kesinleştirmektedir: “Kad saddakter ru’yâ” "Rüyayı gerçekleştirdin.” “İnne hâzâ le huvel belâul mubîn” “Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.” Cenab-ı Hakk bu ayetlerle rüyayı doğrulamaktadır. Bunun gerçekleştirilmesini, zebh/kurban teşebbüsünü “imtihan” olarak vasıflandırmaktadır. Bu imtihanın olumlu ve ayrıca neticesini de mükâfatlandırdığını açıklamaktadır. “innâ kezâlike neczîl muhsinîn” “Biz böylece muhakkak Muhsinleri mükâfatlandırırız.”
Zebih kıssasının müfessirlerce algılanması:
Müfessirler, Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmek istemesini tam manasıyla algılayamadıkları anlaşılmaktadır. Bu yüzden bazı müfessirler öncelikle Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi emrinin rüya yoluyla olamayacağını iddia ederek ayeti bu yönde yorumlamaya çalışmışlardır.
Bundan başka Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi emrinin sebebini sorgulayarak cevaplar vermeye çalışmışlardır. Bu yüzden Hz. İbrahim’in çocuğu olmamasına istinaden, Allah’a dualarına mukabil bahşedilen çocuğun sevgisinin Allah sevgisinin önüne geçtiği bu yüzden oğlunu kurban etmesi istendiği gibi Hz. İbrahim’in kişiliği ve misyonuna aykırı hikâyeler uydurulmuştur.
Müfessirlerin bazılarının İbrahim’in oğlunu kurban etmek istemesini yumuşatmaya çalıştıkları görülmektedir. Sanki İbrahim’in rüyasının mahiyeti hakkında “yakîn” bilgileri varmış gibi yorumlarda bulunmaktadırlar. “Yani, "Biz sana rüyanda oğlunu kurban ettiğini değil, kurban etmek üzere iken göstermiştik. Ve sen onu kesmek için hazırlandığında, rüyan doğrulandı. Zaten asıl maksat da buydu. Sonuçta sen sadakatini ispatlamak suretiyle, imtihanı başarıyla geçtin." Gibi.. (Mevdudi, Tefhim’ul Kur’an, Saffat suresi, 106. ayet tefsiri)
Kur’an’ı Kerim’de Saffat suresinde yer alan Zebih kıssasındaki açık anlatıma rağmen, İbrahim peygamberin oğlunu zebhetmek istemesi ile ilgili rüyasının maksadının anlaşılamaması nedeniyle rüyadaki durumun vahiy/emir olup olmadığı hususunda müfessirler arasında ihtilaf bulunmaktadır. Buna göre müfessirler üç kategoride değerlendirilebilir. Birinci kategori İbrahim’in rüyasının vahiy olduğunu kabul edenler. İkinci kategori bu rüyanın direkt vahiy olmayıp mükerrer aynı rüya ile ilk rüyanın tasdiki sonucu vahiy ve emir olduğunu kabul edenler. Üçüncü kategoriyi ise Hz. İbrahim’in rüyasının vahiy ve emir olmadığını ileri sürenler olarak sıralamak mümkündür.
Bütün bunların altında yatan tek etmen, Allah’ın bir insana, insan kurban etme emrinin sebebinin izah edilmeye çalışılmasının yattığı görülmektedir. Bu çabalar, tıpkı Hz. İbrahim’in oğlunu kurban emrine ve bunu rüyada olan bir vesile ile yerine getirme teşebbüsündeki tam ve tereddütsüz teslimiyetinin zıddı bir davranış olarak algılanabilir.
 Hz. İbrahim, Allah’a karşı neden insan kurban istediğini hele de kendi oğlunu istediğini sorgulamazken; onun rüyası ve icrasını kıssa olarak duyanların itirazları veya bu olayı yumuşatacak şekilde yorumlamaya çalışmaları ilginç bir durumdur ve asıl bu olgunun sorgulanması gerekmektedir.
Âlim kul ve Musa kıssası ile Zebih kıssasının kesiştiği alan ve sonuç:
Yazımızın nedeni olan konuya geldik. Her iki kıssada da konu apaçık anlatıldığı halde her nedense bu kıssaların anlaşılması problemli hale getirilmiştir. Âlim kul ve Musa kıssasında; Cenab-ı Hakk tarafından, Âlim kul eli ile bir çocuk sebepsiz öldürülerek buna itaat edilmesi istenirken; Hz. İbrahim kıssasının bir bölümünü oluşturan zebih kıssasında da İbrahim’e(a) sebepsiz olarak oğlunu kurban etmesi istenmekte ve muhatapların bu durumu kabullenmesi gerektiği ihsas edilmektedir.
Ancak Alim kul ve Musa ile Zebh kıssalarının, Allah’ın istediği biçimde algılanmamakta, aksine çeşitli sebepler ve yorumlar getirilerek veya endirekt yollarla kıssa muhtevalarının kabulü gerçekleşmektedir. Yani Allah’ın emirleri zahiri olarak algılanmaktansa yorumlara dayalı olarak yumuşatılarak! Kabul edilmektedir.
Âlim kul, Musa’ya, şahit olacağı olaylara dayanamayacağını yani onların mahiyetini kavrayamayacağını belirttiği ve Musa(a) olayları görüp dayanamadığı itirazlar ileri sürdüğü halde kıyamete kadar Musa(a) pozisyonunda olan tüm kıssa muhatapları yeryüzü üzerinde oluşan bu gibi olaylara Musa(a) gibi yapmadan teslim olmaları mesajını almaları gerekirken bazılarının bu olayı; Hz. Musa sebeplerini bilmeden itiraz ettiği halde onlar Alim kul’un açıkladıkladığı sebepleri de bildikleri halde Kelamî, Fıkhî, Felsefî araçlarla olayı açıklamaya giriştikleri veya sebebini sorgulamaya çalıştıkları müşahede edilmektedir.
Benzeri olumsuz bir tutum Zebih kıssası ile ilgili olarak gerçekleşmektedir. Allah İbrahim peygamber eliyle ve daha sonra peygamber olacak oğlunu zebh/kurban etmesi istendiği; buna mukabil yine Allah tarafından engellendiğinin anlatımlarını kabullenmekten ziyade çeşitli yorumlarla olayın mahiyetinin yönünü başka alanlara çekmeye çalışarak zoraki! Kabuller göstermektedirler. Bu yüzden rüyada Allah’ın zebh emrinin geçmediği, rüyaların vahiy olamayacağı, rüyanın emir değil işaret olduğu gibi türlü teviller geliştirmişlerdir. Benzer tepki Âlim kul ve Musa kıssasında da yer almaktadır. Sünnetullah’ın bir insan tarafından değiştirilemeyeceği gerekçesiyle Âlim kul, nasıl bu fiili yapmış ve Hz. Musa(a) ona kısas uygulamamıştır diye sorgulanmış fakat cevap bulunamadığı için, Âlim kul’un, insan değil, melek veya başka bir varlık olduğu iddiasında bulunmuşlardır.
Oysa cenabı-ı Hakk, bu zebh kıssası nazarında, kıyamete kadar tüm kıssa muhataplarından; insan kurban istemediğini, kurban olarak Allah’ın emirlerinde insanların sevdikleri şeylerde tereddütsüz fedakârlık ederek -Kurban- yerine getirmeleri mesajını verdiğinin üzerinde yeterince durmamaktadırlar.
Hz. İbrahim’in karısı Sare doksan yaşlarında bir “kocakarı” iken ve üstelik “kısır” olduğu halde Allah’ın takdiriyle İshak’a hamile kalıp doğurmuştur.  Kur’an ve Tevrat’ta bu olağanüstü olgu şöyle kıssa edilir: Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! Dedi.”(11/72)     Yüz yaşında olana (İbrahim) bir oğul doğar mı? Ve doksan yaşında olan Sara doğur mu?” (Tevrat/Tekvin17/17)    “Saray Abrama dedi: İşte Rab beni doğurmaktan alıkoydu…” (Tevrat/Tekvin16/1) Bu olağan üstü vakıalara karşılık bu nasıl olur diğerleri kısır kalırken Sara’ya çocuk ihsan edilmesi Allah’ın adaletine, eşitliğine, ahlakına sığar mı? Neden diğer kısırlara yokken birine var diyerek evrensel tabiî denge bozulmakta diye itiraz etmeyenler veya bu düşünce akıllarına gelmeyenler; aynı Allah’ın, İbrahim’e@ çocuğunu kurban etmesi emrine çeşitli itirazlar ileri sürerek; “Allah haddi zatında kötü olan bir şeyi yani Kabih/Çirkin bir eylemi emreder mi? Sırf sınav olsun diye bir insanın bir insan tarafından hem de oğlun baba tarafından boğazı kesilerek öldürülmesini ister mi?” “Allah çirkin bir fiili niye emretsin? O her türlü kötülükten ve fenalıktan münezzeh değil midir?”  “Allah'ın çirkin/şer bir durumu emredebileceği cevabı verirsek o halde evrensel ahlak anlayışının olmadığını ifade etmiş oluruz.“ şeklinde çok olumsuz ifadeler üretilebilmektedir.
Oysa Allah o çocuğun zebhedilmesine engel olmuş, onun vesilesi ile insan kurban edilmesini men etmiş ve onun soyunun devam etmesini sağlayarak bereketli hale getirmiştir. Hâlbuki İbrahim’in bir diğer oğlu (İsmail) benzer bir takdirden muaf tutulmuştur. Üstelik yaşadıkları bu sınav kıyamete kadar tüm insanlığa örneklik teşkil edecek bir olgu olarak takdir edilmiştir. Hem de İnsanların Allah için insan kurban etmemelerinin gerekmediğinin mesajı verilerek. Bu rüya ve icrasının kıyamete dek sürecek muhteşem neticelerini fehmedebiliyor musunuz?
Bakınız Allah’ın takdirleri nerelere varıyor, tıpkı Alim kul ve Musa kıssasındaki Musa’nın dayanamadığı ve sebeplerini öğrenmeye çalıştığı olaylardaki sonradan açıklanan gerçeklerdeki gibi.. Bir de siz bu mesajları, failler olmadan yeryüzünde gerçekleşen/gerçekleşecek nice olaylar için düşünün!... Allah yeryüzünde yaşanan olayların sebep ve sonuçlarını nasıl takdir ediyor!.. Biz bunları anlayabilir miyiz, algılayabilir miyiz? Hayır!... Neyi anlarız? Sebep ve sonuçları Anlayamayacağımızı!... Kıssalarda da bunların mesajı verilmektedir.
Allah’ın İbrahim peygamber ve İsmail’i sınamasındaki gerçekleri kavramamız mümkün değildir.. Bu gerçek Zebh kıssası geneli ve Âlim kul ve Musa kıssasının kavranması ile ortaya çıkmaktadır. Ancak Allah’ın neden bu sınavı yaptığını sorgulamamız da gereksizdir. Çünkü mahiyetini asla kavrayamayacağımız bir şeydir. “Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. (İçyüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?” (187Kehf/67)
Zebh rüyasının icrası ile ilgili benzeri bir tepki Âlim kul ve Musa kıssasıyla alakalı yorumlardan gelmektedir. “Burada bu olayları çözemiyor, neticede onu aşan bir olay, yoksa hakikaten masum bir çocuğun boğazlanması söz konusu olsaydı….Çünkü peygamber müdahale etmiyor. Bunu hakiki bir olay gibi sunmaya kalkmak bir kere İslamî açıdan esef verici bir durumdur. ..” gibi çok olumsuz değerlendirmelerle Alim kul ve Musa kıssasını sembolik ilan etmeye kadar işi ileri götürmektedirler.
Bu aşamada geçmişte yaptığımız gibi Kur’an kıssalarının tefsir ilminden bağımsız olarak incelenmesini sağlayacak “Kıssa” ana bilim dalı kurulması gerekmektedir. Kurulacak bu ilim dalının –Tarih, Coğrafya, Arkeoloji, dinler tarihi, tefsir, v.s- yan ilim ve disiplinlerle birlikte Kur’an kıssalarını yeniden inceleyerek Kur’an perspektifinde bütüncül sonuçlar ortaya konması sağlanmalıdır.

Cengiz Duman
Araştırmacı-Yazar

KURBAN OLAYI NASIL ANLAŞILMALI


ÖNCE SAFFAT SURESİNDEKİ İLGİLİ BÖLÜMÜ OKUYALIM


SAFFAT SURESİ

100 "Rabbim, bana iyilik/barış sevenlerden birini lütfet!" Rabbi heb lî mines sâlihîn.
101 Bunun üzerine biz, İbrahim'e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik. Fe beşşernâhu bi gulâmin halîm.
102 Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi: "Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?" "Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın."Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tû’meru setecidunî inşâallâhu mines sâbirîn.
103 Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu şakağı/YANI/ALNI/YÜZÜKOYUN/YÜZÜSTÜ üzerine yatırınca, Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn.
104 Biz şöyle seslendik: "Ey İbrahim!" Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm.
105 "Sen rüyayı gerçekleştirdin. İşte biz, güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz." Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn.
106 "Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi."İnne hâzâ le huvel belâul mubîn .
107 Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik. Ve fedeynâhu bi zibhın azîm.
108 Sonra gelenler içinde onu hatırlatan bir şey bıraktık. Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn.
109 Selam olsun İbrahim'e! Selâmun alâ ibrâhîm.
110 Böyle ödüllendiririz biz, güzellik sergileyenleri! Kezâlike neczîl muhsinîn.
111 O da bizim inanan kullarımızdandı. İnnehu min ibâdinel mû’minîn.
112 Biz ona, hayrı ve barışı sevenlerden bir peygamber olan İshak'ı müjdeledik. Ve beşşernâhu bi ishâka nebiyyen mines sâlihîn.
113 Ona da İshak'a da bereketler lütfettik. Onların zürriyetlerinden iyi düşünüp iyi davranan da var, öz benliğine açıkça zulmeden de var. Ve bâreknâ aleyhi ve alâ ishâk(ishâka), ve min zurriyyetihimâ muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubîn(mubînun). .

Fe lemmâ belega meahus sa’ye
ONUNLA SAY EDECEK/KOŞACAK/İŞ YAPACAK/BELKİDE YARIŞACAK YAŞA GELİNCE-BÜLUĞA ERİNCE
kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke
DEDİKİ EY OĞULCUĞUM UYKUMDA/RÜYAMDA SENİ BOĞAZLADIĞIMI GÖRÜYORUM
Kuranın Arapların şiir çağında indiği ve şiirsel bir dille yazıldığı düşünülmeli, sembolik anlatımlar düşünülmeli ki böyle düşünecek olursak şöyle diyor İbrahim: 

Ey oğlum bir hayalim var, bir düşüm var, Artık sende büyüdün, büluğa erdin ve hakkı tebliğ edebilecek yaşa geldin veya hakkı tebliğ etmek üzere eğitim çağına geldin, Ancak bu yol zorlu, bu yolun sonunda Kurban olmak var, Ben bu yoldan geçtim, Az kaldı kurban oluyordum, Az kaldı beni yakıyorlardı, Seni bu yola sürmekle sanki kendi ellerimle seni boğazladığımı görüyor gibi oluyorum,
Sen bu konuda ne diyorsun?/ne düşünüyorsun?

(Burada tevratta ilgili bölüm şöyle geçiyor :
“Daha sonra Tanrı İbrahim'i sınadı. "İbrahim!" diye seslendi. İbrahim, "Buradayım!" dedi. Tanrı, "İshak'ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git" dedi, "Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun." (Tevrat/Tekvin22/1-2)

görüldüğü gibi yine bir yanma olayı var, İbrahim gibi, yine bir kurban olma olayı var, İbrahim gibi

Oğlunun cevabı: Emrolunduğun gibi yap Ey babam beni sabredenlerden bulacaksın diyor.
Ve Allaha teslim oluyorlar, İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırıyor, yani birlikte namaz kılıyorlar, Allaha secde ediyorlar, Allaha gerekirse kurban olacaklarına dair söz veriyorlar

Ve ardından İbrahime nida ediliyor, hayaline sadık kaldın Ey İbrahim
O halde biz de sana büyük bir kurbanlık fidye veriyoruz
Yani oğluna peygamberlik hediye ediyoruz, O da artık senin gibi azim bir kurbanlık, azim bir peygamber
Ki bütün peygamberler kurbanlıktır, Allaha adanmışlardır, Allaha adanmış bir hayat yaşamışlardır
Veya bizde sana başka bir kurbanlık koç daha veriyoruz İshakı müjdeliyoruz
İşte Muhsin olanları biz böyle ödüllendiririz.


22 Ağustos 2012 Çarşamba

İbrahim ile ilgili ayetler

KUR'AN'DA İBRAHİM
O zaman ki Rabb'i, İbrahim'i kelimelerle tam olarak denemişti. (Allah) dedi ki: "Muhakkak seni, insanlara imam kılacağım." (İbrahim) dedi ki: " Ve soyumdan olanları da?" (Allah) dedi ki: "Zalimler Benim ahdime erişemez."
Biz, Beyt'i(Ka'be'yi), insanlar için bir toplanma ve emniyet yeri kıldık. "İbrahim'in makamını, namaz yeri edinin!" İbrahim ve İsmail'den de; "Evimi, tavaf edenler, ibadet, rüku ve secde edenler için temiz tutun" diye ahid aldık.
İbrahim dedi ki: "Rabb'im, bu beldeyi emin kıl ve belde ehlinden, Allah'a ve Ahiret gününe inananları, ürünlerle rızıklandır!" (Allah) dedi ki: "Hakk'ı örten kimseyi de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateş azabına uğratırım! O ne kötü bir dönüş yeridir!
İbrahim ve İsmail Beyt'in(Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiği zaman (şöyle dua etmişlerdi): "Rabb'imiz, bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz Sen, işiten ve bilensin!"
"Rabb'imiz, ikimizi, Sana teslim olmuşlar kıl! Ve soyumuzdan da Sana teslim olmuş bir ümmet kıl! Bize ibadet yollarını göster ve tövbemizi kabul et! Şüphesiz Sen, tövbeleri kabul eden ve acıyansın."
"Rabb'imiz, onlara, içlerinden ayetlerini açıklayan bir elçi gönder. Onlara, Kitab'ı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Muhakkak Sen, Aziz(şerefli) ve Hâkim'sin!"
Düşük akıllı olandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun Biz onu(İbrahim'i), Dünya'da seçtik, muhakkak o, Ahiret'te de salihlerdendir.
Rabb'i ona dedi ki: "Teslim ol!" (O da) dedi ki:"Alemlerin Rabb'ine teslim oldum!"
Bunu(İslam'ı) İbrahim, oğullarına vasiyet etti. Yakup da dedi ki: "Oğullarım, muhakkak Allah, bu dini, sizler için seçti. Sizler de ancak Müslümanlar olarak can verin!"
Yoksa sizler, Yakub'un ölüm anında, şahidler miydiniz? O, oğullarına dedi ki: "Benden sonra kime köle olacaksınız?" Onlar dediler ki: "Senin İlah'ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı olan, 'O tek İlah'a köle olacağız. Ve bizler, O'na teslim olanlarız!"
Onlar gelip geçmiş bir ümmetti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız sizedir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.
Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır, 'İbrahim milleti(dini)', hanifdir(dosdoğrudur) ve o(İbrahim) müşriklerden değildir."
Deyin ki: "Biz, Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına (indirilene), Musa ve İsa'ya verilenler ile nebilere Rabb'inden verilenlere, iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırmayız. Ve biz, O'na(Allah'a) teslim olanlarız."
                                                                                                       [BAKARA(2)/ 124-136]
Yoksa siz, İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının, gerçekten Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah'tan(O'nun katından) olan bir şahadeti, gizleyenden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir."
                                                                                                            [BAKARA(2)/140]

Allah'ın, kendisine mülk verdiği o kimseyi, görmedin mi? Ki o, İbrahim'le Rabb'i konusunda mücadele ediyordu. İbrahim dediği zaman: "Benim Rabb'im O ki, diriltir ve öldürür." (Nemrut) dedi ki: "Ben de diriltir ve öldürürüm." İbrahim dedi ki: "Muhakkak benim Rabb'im, Güneş'i, doğudan getiriyor, sen de onu, batıdan getir." (Bunun üzerine), o Hakkı örten, şaşırdı. Muhakkak Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez.
[BAKARA(2)/258]
İbrahim dedi ki: "Rabb'im, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster!" (Allah) dedi ki: "İnanmıyor musun?" (İbrahim) dedi ki: "Bilakis (inanıyorum). Ancak, kalbimin tatmin olmasını (istiyorum)." (Allah) dedi ki: "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onların her bir parçasını, bir dağın üzerine bırak. Arkasından da onları çağır. Onlar sana, koşarak gelirler. Bil ki! Muhakkak Allah, Aziz(şerefli) ve Hâkim'dir."
                                                                                                                [BAKARA(2)/260]
Muhakkak Allah; Adem'i, Nuh'u, İbrahim ve İmran Ailesi'ni, alemler üzerine seçti.
Onların bazısı, bazısının soyundandır. Allah, işitendir, bilendir.
                                                                                                        [AL-İ İMRAN(3)/33-34]
"Ey Kitap Ehli, İbrahim konusunda niçin tartışıyorsunuz? Tevrat ve İncil, ancak ondan(İbrahim'den) sonra indirilmiştir. Akletmeyecek misiniz?"
Sizlerin, bilginiz olan şeylerde tartışmanız(anlaşılır).  Ancak hakkında bilginiz olmayan bir şeyde, niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir ve sizler bilmezsiniz.
İbrahim, ne Yahudi ne de Hıristiyan'dır. Ancak o, hanif(dosdoğru) bir Müslüman'dır ve müşriklerden de değildir.
                                                                                                 [Al-İ İMRAN(3)/ 65-67]
Allah'a yüzünü çevirerek teslim olandan daha güzel kimdir? Böyle olan muhsindir ve dosdoğru İbrahim milletine(dinine) tabi olmuştur. Allah, İbrahim'i dost edinmiştir.
                                                                                                                    [NİSA(4)/ 125]
O zaman ki İbrahim, babası Azer'e: "Putları ilahlar mı ediniyorsun? Şüphesiz ben, seni ve kavmini, apaçık bir sapıklık içinde görüyorum" dedi.

Böylece Biz, İbrahim'e, yakin (ilim sahiplerinden) olsun diye, göklerin ve Yer'in melekûtunu(özünü-ruhunu)  gösterdik.

Gece, (İbrahim'i) örtünce, bir yıldız gördü. Dedi ki: "Şu benim Rabb'imdir." Ne zaman ki o(yıldız) kayboldu, dedi ki: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem."

Arkasından Ay'ı, doğarken görünce, dedi ki: "Bu benim Rabb'imdir." O da kaybolunca dedi ki: "Şayet Rabb'im, beni doğrultmazsa elbette ben, sapmış kavmimden olurum."

Daha sonra Güneş'i doğarken gördü, dedi ki: "İşte bu benim Rabb'imdir. Bu en büyüğüdür." Ancak o da kaybolunca, kavmine dedi ki: "Ey kavmim, doğrusu ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."

"Muhakkak ben, yüzümü, dosdoğru, gökleri ve Yer'i yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."

Kavmi, onunla mücadele etti. (İbrahim) dedi ki: "Allah, beni doğru yola iletti. Siz, O'nun hakkında, benimle mücadele mi ediyorsunuz? Ben, O'na şirk koştuğunuz şeylerden korkmuyorum, ancak, Rabb'imin dilemesi müstesna. Benim Rabb'im, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır, düşünmüyor musunuz?"

"Sizler, Allah'ın indirdiği hiçbir delil olmaksızın, Allah'a ortak koşmaktan korkmazken; ben, sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Şayet biliyorsanız (söyleyin)! Bu iki fırkadan hangisi emniyete müstahaktır?"

O iman edenler ve imanlarına zulüm(şirk) karıştırmayanlar, işte onlar, emniyettedirler ve hidayette olanlar onlardır.

Biz bu delillerimizi, kavmine karşı İbrahim'e verdik. Biz, dilediğimiz kimsenin, derecelerini yükseltiriz. Muhakkak, senin Rabb'in, Hâkim'dir, Âlim'dir.
Ve ona(İbrahim'e), İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik. Her birine hidayet verdik. Önceden de Nuh'a hidayet vermiştik. Ve onun(İbrahim'in) soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, muhsinleri(güzel davrananları), bu şekilde ödüllendiririz.
[EN'AM(6)/74-84]
Onlara, kendilerinden önceki; Nuh, Ad, Semud, İbrahim Kavmi'nin, Medyen ahalisinin ve alt üst edilen şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara, onların resulleri apaçık delillerle gelmişti. Allah, onlara zulmediyor değildi. Ancak onlar, kendilerine zulmediyorlardı.
                                                                                                                  [TEVBE(9)/70] 
İbrahim'in babası için bağış dilemesi, ancak ona vadettiği bir vaatten dolayı idi. Ne zaman ki onun, Allah'ın düşmanı olduğu ortaya çıktı, ondan uzaklaştı. Muhakkak İbrahim, çok yakaran ve halimdi.
                                                                                 [TEVBE(9)/114] 
Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde dediler ki: "Selam" (İbrahim): "Selam" diye karşılık verdi. (İbrahim), gecikmeksizin kızartılmış bir buzağıyla geldi.
Onların ellerinin, ona(yemeğe) uzanmadığını görünce, onlardan hoşlanmadı ve onlardan bir korku hissetti. Dediler ki: "Korkma! Muhakkak biz, Lut Kavmi'ne gönderildik."
Onun karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik.
Dedi ki: "Vay başıma! Ben kısırken ve şu kocam da yaşlıyken mi doğuracağım? Gerçekten bu, acayip bir şey!"
(Elçi melekler) dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve O'nun bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı! Muhakkak O, Hamid'tir(övgüye layıktır), Mecid'tir(şanlı, yücedir)."
İbrahim'den korku gidip, ona müjde gelince; Lut, kavmi konusunda, Bizimle mücadele etti(tartıştı).
Doğrusu İbrahim, halim, çok yakaran ve (Allah'a) yönelen biriydi.
"Ey İbrahim, bundan vazgeç. Muhakkak, Rabb'inin emri ve geri çevrilmeyecek bir azap, onlara gelmiştir."
[HUD (11)/69-76]
O zaman ki İbrahim, şöyle demişti: "Bu beldeyi emin kıl, beni ve oğullarımı, putlara köle olmaktan uzak tut!"
"Rabb'im, muhakkak o put(maskeli şeytan)lar, insanlardan birçoğunu saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, o bendendir, kim bana isyan ederse muhakkak Sen, bağışlayansın, acıyansın."
"Rabb'imiz, muhakkak ben, soyumdan (bir kısmını), Senin Beyt-i Haram'ının yanında, ziraata elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Rabb'imiz, namazlarını kılsınlar, insanların kalpleri, onlara yaklaşsın ve onları, ürünlerden rızıklandır. Umulur ki teşekkür ederler."
"Rabb'imiz, muhakkak Sen, bizim gizlediklerimizi de, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Ne Yer'de ve ne Gök'te hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
"Övgü, Allah'a aittir. O ki, bana yaşlılığımda İsmail'i ve İshak'ı verdi. Muhakkak benim Rabb'im, çağrıları işitendir."
"Rabb'im, benim ve soyumdan olanların namazını sürekli kıl. Rabb'imiz, çağrılarımı kabul et!"
"Rabb'imiz, hesaba kalkılacağı gün, beni, anne-babamı ve müminleri bağışla!"
[İBRAHİM(14)/35-41]
Onlara, İbrahim'in misafirlerinden haber ver!
Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz, sizden korkmaktayız" demişti.
Dediler ki: "Korkma, biz sana âlim bir çocuk müjdelemekteyiz."
Dedi ki: "Bana yaşlılık dokunmuşken mi beni müjdeliyorsunuz? Beni neyle müjdeliyorsunuz?"
Dediler ki: "Seni hak ile müjdeledik. Öyleyse ümitsizlerden olma."
Dedi ki: "Sapmışların dışında, Rabb'inin rahmetinden kim ümidi keser?"
(İbrahim) dedi ki: "Ey elçiler, konuşmanız(işiniz) nedir?"
(Elçiler) dediler ki: "Muhakkak biz, suçlu-günahkâr bir kavme gönderildik."
"Ancak Lut Ailesi müstesna. Biz şüphesiz, (Lut Ailesi'nin) hepsini kurtaracağız."
"Ancak onun karısı müstesna, o helak olanlardan olacaktır."
[HİCR(15)/51-60]
Muhakkak İbrahim, (tek başına) bir ümmettir. O, Allah'a dosdoğru yönelip itaat edendir. Ve o, müşriklerden değildir.
O, (Allah'ın) nimetlerine teşekkür edendi. (Allah), onu seçti ve doğru yola iletti.
Ona, Dünya'da bir güzellik verdik. Ve muhakkak o, Ahiret'te de salihlerdendir.
Sonra Biz, sana vahyettik ki: "Dosdoğru olan İbrahim'in milletine(dinine) uy! O, müşriklerden değildi."
NAHL(16)/120-123]
Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Muhakkak o, sıddıktır(doğru sözlüdür) ve nebidir.
Babasına demişti ki: "Ey babam, niçin işitmeyen, görmeyen ve sana herhangi bir şey sağlamayan şeylere köle oluyorsun?"
"Ey babam, muhakkak bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım."
"Ey babam, şeytana köle olma! Muhakkak şeytan, Rahman'a asi olmuştur."
"Ey babam, muhakkak ben, sana Rahman'dan bir azabın dokunmasından korkuyorum. (Şayet böyle olursa), şeytanın dostu olursun."
(Babası) dedi ki: "Ey İbrahim, benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Şayet vazgeçmezsen, elbette seni taşlarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!"
(İbrahim) dedi ki: "Sana selam olsun. Yakında senin için Rabb'imden bağış dileyeceğim. Muhakkak O, bana lütufkârdır."
"Ben sizden ve Allah'tan başka köle olduğunuz şeylerden ayrılıyorum. Ve Rabb'imi çağırıyorum. Umulur ki, Rabbimi çağırmakla şaki(mutsuz) olmam."
O zaman ki, onlardan ve Allah'tan başka köle oldukları şeylerden ayrıldı, Biz, ona İshak'ı ve Yakup'u verdik. Ve her birini nebi kıldık.
Onlara, rahmetimizden bağışladık ve onlara, yüksek bir doğruluk dili verdik.
[MERYEM (19)/41-50]
Muhakkak Biz, önceden İbrahim'e, rüştünü(olgunluğunu) verdik ve Biz, onu bilenleriz.

O, babasına ve kavmine dediği zaman, bu temsiller(putlar) nedir ki; siz, onlara boyun eğiyorsunuz?

Dediler ki: "Biz, babalarımızı, onlara köle olurken bulduk."

(İbrahim) Dedi ki: "Muhakkak sizler ve babalarınız, apaçık bir sapıklık içindesiniz."

Dediler ki: "Sen bize hakkı(gerçeği) mi getirdin, yoksa sen, oyun oynayanlardan mısın?"

(İbrahim) Dedi ki: "Bilakis sizin Rabbiniz, göklerin ve Yer'in Rabbi'dir. O ki, onları yarattı ve ben, buna şahitlerdenim."

"Andolsun Allah'a, sizler dönüp gittikten sonra, putlarınıza tuzak kuracağım."

Böylece O, onların büyük(putları) hariç olmak üzere, onları paramparça etti. Umulur ki, ona(büyüğüne) başvururlar diye.

Dediler ki: "Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerdendir."

Dediler ki: "Kendisine İbrahim denilen bir gencin, bunları diline doladığını işittik."

Dediler ki: "Onu, insanların gözleri önüne getirin. Umulur ki onlar, şahitlik ederler."

Dediler ki: "Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?"

(Dedi ki): "Bilakis, onların büyüğü, bunu yaptı. Şayet konuşabilirlerse, onlara sorun!"

(Bunun üzerine), kendilerine döndüler ve dediler ki: "Şüphesiz sizler, zalimlersiniz."

Sonra başlarını çevirdiler."(İbrahim), sen gerçekten bilirsin ki bunlar konuşamazlar!"

Dedi ki: "O halde, sizlere yararı ve zararı olmayan, Allah'tan başkasına mı köle oluyorsunuz?"

"Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza! Aklınızı kullanmayacak mısınız?"

"Şayet yapacaksanız, onu(İbrahim'i) yakın! Ve ilahlarınıza yardım edin!"

Biz söyledik: "Ey ateş, İbrahim'in üzerine soğuk ve selâmet ol!"

Ona, bir düzen(tuzak) kurmak istediler, ancak Biz, onları hüsrana uğrattık.

Onu ve Lut'u kurtarıp, âlemler içinde bereketli kıldığımız yere (yerleştirdik).
Biz ona İshak'ı ve arkasında da Yakub'u verdik. Her birini salihler kıldık.
Biz onları, Bizim emrimize yönelten önderler kıldık. Biz onlara, hayırlı işleri, namazı kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar, Bize köle olanlardı.
[ENBİYA(21)/51- 73]
Allah için, Hak bir mücadeleyle mücadele edin. O, sizi seçti ve size, dinde bir zorluk kılmadı. Ki o, babanız İbrahim'in dinidir. O, sizi önceden Müslüman olarak isimlendirdi. Şu elçi, sizin üzerinize şahit olurken, siz de insanlar üzerine şahitler olun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a tutunun. O(Allah), ne güzel Mevla(dost) ve ne güzel yardımcıdır.
[HACC(22)/78]
Onlara, İbrahim'in haberini açıkla.
O, babasına ve kavmine dedi ki: "Siz neye köle oluyorsunuz?"
Dediler ki: "Putlara köle oluyoruz. Bu nedenle onlara, ibadet edenler olarak eğiliyoruz."
(İbrahim) dedi ki: "Siz, onları çağırdığınız zaman sizi, işitiyorlar mı?"
"Yahut, size fayda ya da zarar veriyorlar mı?"
Dediler ki: "Bilakis biz, babalarımızı bu şekilde yaparlarken bulduk."
(İbrahim) dedi ki: "Neye köle olduğunuzu gördünüz mü?"
"Sizler ve önceki babalarınızın (ne durumda olduğunu)?"
"Muhakkak onlar, benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabb'i (dostumdur)."
"O ki, beni yarattı ve O, bana hidayet verdi."
"O ki, beni yediriyor ve içiriyor."
"Ve hastalandığım zaman O, bana şifa veriyor."
"O ki, beni öldürür, sonra da diriltir."
"Din günü, O'nun, hatalarımı bağışlamasını umuyorum."
"Rabb'im, bana bir hüküm ve hikmet bağışla ve beni salihlere kat!"
"Arkadan gelenlere, bende bir doğruluk lisanı kıl!"
"Beni, Naim cennetinin mirasçılarından kıl!"
"Babamı bağışla, muhakkak o, sapanlardandır."
"Beni Kalkış(diriliş) günü, utandırma!"
[ŞUARA(26)/69-87]
İbrahim kavmine dedi ki: "Allah'a köle olun ve O'ndan korkup-sakının. Şayet bilirseniz, böylesi sizin için daha hayırlıdır."
"Muhakkak Allah'ın dışında putlara köle oluyorsunuz ve iftiralar-yalanlar uyduruyorsunuz. Allah'ın dışında o köle olduğunuz şeyler, size rızık vermeye malik değildir. Rızkı, Allah Katı'nda arayın, O'na köle olun ve O'na teşekkür edin. Dönüş ancak O'na(Allah'a)dır."
"Şayet yalanlarsanız, muhakkak sizden önceki ümmetler de yalanladı. Bir Resulün görevi ancak apaçık bir tebliğdir."
[ANKEBUT(29)/16- 18]
(İbrahim'in) kavminin cevabı ancak, şu oldu: "Onu öldürün yahut onu yakın!" Allah onu(İbrahim'i), ateşten kurtardı. Muhakkak bunda, iman edecek bir kavim için, ayetler vardır.
(İbrahim) dedi ki: "Allah'ın dışında, aranızda bir sevgi bağı olmak üzere; dünya hayatında, putlar edindiniz. Kıyamet günü, bazınız bazınızı örter(tanımaz) ve bazınız bazınıza lanet eder. Sizin barınağınız, ateştir ve sizin için bir yardımcı da yoktur."
Lut, ona(İbrahim'e), iman etti ve dedi ki: " Şüphesiz ben, Rabb'ime, hicret edeceğim. Muhakkak O, Aziz'dir, Hâkim'dir."
Ve Biz ona(İbrahim'e), İshak'ı ve Yakub'u verdik. Ve Biz, onun soyuna nübüvvet ve Kitap verdik. Ve Biz ona, dünyada ücretini verdik. Ve muhakkak o, Ahiret'te de salihlerdendir.
[ANKEBUT(29)/24- 27]
Muhakkak İbrahim de, onun (Nuh'un) soyunun bir kolundandır.

O(İbrahim), Rabb'ine arınmış bir kalp ile geldiği zaman.

Babasına ve kavmine dedi ki: "Neye köle oluyorsunuz?"

"Allah'ın dışında birtakım ilahlar mı uyduruyorsunuz?"

"Alemlerin Rabb'ine zannınız(inancınız) nedir?"

(İbrahim), yıldızlara bir bakışla baktı.

Ve dedi ki: "Ben hastayım."
(Kavminden olanlar), ondan, yüz çevirip gittiler.

(Bunun üzerine), onların ilahlarına doğru koşarak: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.

"Ne oluyor size ki, konuşmuyorsunuz?"

Daha sonra, onların üzerine yönelip, sağ eliyle bir darbe indirdi.

Arkasından (halkı), koşarak onu karşıladılar.

"Oyup- yonttuğunuz şeylere mi, köle oluyorsunuz?"

"Oysa sizi de, yaptığınız şeyleri de, Allah yaratmıştır."

Dediler ki: "(İbrahim) için bir bina yapın. Sonra da onu, ateşe atın!"

Böylece ona, bir düzen(tuzak) kurmak istediler. Biz de onları, aşağılananlardan kıldık.
(İbrahim) dedi ki: "Muhakkak ben, Rabb'ime gidiciyim. O, bana yol gösterecektir."
"Rabb'im, bana salihlerden ver!"
Biz de onu, halim bir çocukla müjdeledik.
Ne zaman ki o(çocuk), onunla beraber koşacak (yaşa) erişti; (İbrahim) dedi ki: "Ey oğlum, ben, rüyamda seni boğazlarken görüyorum ." Bak, sen ne görüyorsun(diyorsun)." (İsmail) dedi ki: "Ey babam, emrolunduğun şeyi yap! Sen beni, İnşaallah, sabredenlerden bulursun."
Sonunda, ikisi de teslim oldu ve onu, yanı üzerine yatırdı.
Ve Biz, ona: "Ey İbrahim!" Diye seslendik.
"Sen, rüyana sadık oldun. Muhakkak Biz, muhsinlere, böyle ihsanda bulunuruz."
Muhakkak bu, apaçık bir denemeydi.
Ve ona büyük bir kurbanı, fidye olarak verdik.
Bunu (kurbanı), arkadan gelenlere bıraktık.
                                         
İbrahim'e selam olsun.
Biz, muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
Muhakkak o, bizim mü'min kölelerimizdendir.
Biz ona İshak'ı müjdeledik. O, salihlerden bir nebiydi.
Biz onu ve İshak'ı bereketlendirdik. Bu ikisinin soyundan, muhsin olanlar da var, kendi nefsine açıkça zulmeden de.
[SAFFAT (37)/83-113]
Yanımızda güç ve basiret sahibi olan kölelerimiz; İbrahim, İshak ve Yakub'u da hatırla!
Muhakkak Biz, onları, Ahiret'i gönülden zikreden ihlâs sahipleri kıldık.
Muhakkak onlar, Bizim yanımızda seçilmişlerin en hayırlılarındandır.
[SAD(38)/45-47]
İbrahim, babasına ve kendi kavmine dedi ki: "Muhakkak ben, sizin köle olduğunuz şeylerden beriyim."
"Ancak O(Allah) ki, beni yarattı, O müstesna, İşte O beni doğrultacaktır."
Ve O(Allah), bu (tevhidi), arkadan gelen insanlara, kalıcı bir kelime kıldı. Umulur ki onlar dönerler.
[ZUHRUF(43)/26-28]
Sana, ikram edilen İbrahim'in misafirlerinin, haberi gelmedi mi?
Onun, yanına girdiklerinde dediler ki: "Selam!" (İbrahim de) dedi ki: "Tanınmayan kavme selam!"
(İbrahim), hemen ehline koştu. Arkasından, (pişirilmiş) semiz bir buzağıyla döndü.
Onlara(misafirlere) yaklaştı ve dedi ki: "Yemiyor musunuz?"
(Onlar yemeyince) Onlardan korkuya kapıldı. (Melekler) dediler ki: "Korkma!" Ve onu(İbrahim'i), âlim bir çocukla müjdelediler.
(İbrahim'im) karısı, çığlık atarak geldi ve yüzüne vurarak dedi ki: "Yaşlı, kısır bir kadın mı(doğuracak)?"
Dediler ki: "(Evet), öyledir. (Bunu), senin Rabb'in buyurdu. Muhakkak O, Hâkim'dir, Âlim'dir."
(İbrahim) dedi ki: "Ey elçiler, konuşmanız(amacınız) nedir?"
Dediler ki: "Muhakkak biz, suçlu bir kavme gönderildik."
"Onlara, balçıktan taşlar yağdırmak için gönderildik."
"Rabb'inin indinde, müsrifler için, damgalanmış(işaretlenmiş)."
Sonra orada, müminlerden kim varsa çıkaracağız.
Orada, Müslümanlar'dan bir evden başkasını bulamıyoruz.
Biz orada, elim azaptan korkanlar için, bir ayet bıraktık.
[ZARİYAT(51)/24- 37]
Muhakkak Biz, Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik. Peygamberliği ve Kitab'ı, onların soylarında kıldık. Onlardan hidayet üzere olanlar (vardır). Onlardan çoğu da fasıktır.
[HADİD(57)/26]
Şüphesiz, İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için 'güzel bir örnek' vardır. O zaman onlar, kavimlerine dediler ki: "Muhakkak biz, sizden ve Allah'ın dışında köle olduklarınızdan beriyiz. Biz, sizi tanımıyoruz. Bizimle sizin aranızda, ebedi olarak buğz ve düşmanlık vardır; ta ki siz, tek olan Allah'a, iman edinceye kadar." Ancak İbrahim'in babası için şu sözü müstesna: "Senin için bağış dileyeceğim, ancak Allah'tan bir şey elde edemem. Rabb'imiz, Sana tevekkül ettik, Sana yöneldik ve dönüş Sana'dır."
"Rabb'imiz, hakkı örtenleri, bizim için bir fitne(deneme) kılma! Rabb'imiz, bizi bağışla! Muhakkak Sen, Aziz'sin, Hâkim'sin."
Andolsun, onlarda(İbrahim ve beraberindekilerde), ahiret gününü umanlar için, güzel bir örnek vardır. Her kim yüz çevirirse, (bilsin ki) muhakkak Allah, Ğani(ihtiyaçsız)dır, Hamid(övgüye layık)tır.
 [MÜMTEHİNE(60)/ 4-6]










İbrahim(a.s.)

11/69- Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.

11/74- İbrahim’in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.

11/75- Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi.

11/76- Elçilerimiz, “Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir” dediler.

12/38- “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler.”

12/6- “İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

14/35- Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”

15/51- Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.

16/120- Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi.

16/123- Sonra da sana, “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik.

19/41- Kitapta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.

19/46- Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.

19/58- İşte bunlar, Adem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

2/124- Bir zaman Rabbi İbrahim’i bir takım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.

2/127- Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.

2/130- Kendini bilmeyenden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, biz İbrahim’i bu dünyada seçkin kıldık. Şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.

2/132- İbrahim bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi.

2/133- Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler ona boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?

2/135- (Yahudiler) “Yahudi olun" ve (Hıristiyanlar da) "Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”

2/136- Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”

2/140- Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

2/260- Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

21/51- Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.

21/60- (İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.

21/62- (İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim” dediler.

21/69- “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.

22/26- Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.

22/43,44- İbrahim’in kavmi ile Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Mûsâ da yalanlandı ve nihayet o inkarcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkar etmek nasılmış, (gördüler).

22/78- Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahitt (ve örnek) olasınız.10 Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır! 10

26/69- Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.

29/16- İbrahim’i de peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”

29/31- Elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde, “Biz bu memleket halkını helak edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir” dediler.

3/65- Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?

3/67- İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.14 14

3/68- Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.

3/84- De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ona teslim olanlarız.”

3/95- De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”

3/97- Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim17 vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır.) 17

33/7- Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz onlardan sapa sağlam bir söz almıştık.

37/109- İbrahim’e selam olsun.

37/83- Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.

38/45- (Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an.

4/125- Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah İbrahim’i dost edindi.

4/163- Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.32 32

4/54- Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.19 19

42/13- “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslam dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

43/26- Hani İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”

51/24- (Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?

53/36,37- Yoksa, Mûsâ’nın ve Allah’ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim’in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?

57/26- Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i peygamber olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.

6/161- De ki:“Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”

6/74- Hani İbrahim babası Âzer’e, “Sen putları ilah mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.

6/75- İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı14 gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun. 14

6/83- İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz... Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

60/4- İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka. Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.”2 2

87/18,19- Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.

9/114- İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi.10 Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. 10

9/70- Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.